Osman Hamdi’nin elinden Sidon kazısı belgeseli

Seray Şahinler | [email protected]

Osman Hamdi Bey sanat tarihinin ve arkeoloji biliminin sembol isimlerinden… Çok yönlü bir kişilik; müzeci, ressam, siyasetçi. Fakat hepsinden önce çığır açan bir arkeolog. Osmanlı topraklarında yapılan kazı çalışmaları, keşifler, bu keşiflerden elde edilen buluntuların incelenmesi ve İstanbul Arkeoloji Müzelerinin kurulmasında başrol hep onun… İstanbul Arkeoloji Müzelerini gezdiğiniz vakit, Osman Hamdi Bey’in neleri nasıl yaptığına tanık oluyor, dünya mirasına katkısını izledikçe hayranlığınızı perçinliyorsunuz. 1869 yılında Müze-i Hümayun adıyla kurulan müzenin bünyesindeki her bir parça eşsiz elbette. Fakat müzenin bazı bölümleri var ki gerek eserlerin tarihçesi gerek hikâyesiyle izleyeni kendisine daha çok çekiyor. Bunlardan biri, belki de arkeoloji tarihimizin en “ikonik” buluşlarından, Sayda (bugün Lübnan’da) kazılarında gün yüzüne çıkarılan Sidon Kral Nekropolü.

130 yıl sonra ilk kez

Osman Hamdi Bey’in 1887 ve 1888 yılları arasında gerçekleştirdiği Sidon/Sayda kazıları Osmanlı arkeolojisi açısından bir dönüm noktasıydı. Bu heyecanlı süreci Osman Hamdi Bey bizzat kendi yaşadıklarıyla, gördükleriyle aktarmış ve dünyaya duyurmuştu. Fakat gelin görün ki aradan geçen zamanda bu raporu Türkçede hiç okumadık. Ta ki Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü kolları sıvayana kadar… 130 yıl önce Fransızca kaleme alınan ve yayımlandığı dönemde büyük yankı bulan bu kazı günlüğü Osman Hamdi Bey’in “elinden” ilk kez Türkçede okunacak. Osman Hamdi, kazı çalışmalarını ve keşifleri 1892’de Ernest Leroux tarafından Paris’te basılan “Sidon’da Bir Kraliyet Nekropolü” adlı eserle arkeoloji dünyasına tanıttı. Lahitleri gösteren çizimlerin yer aldığı levhalarla birlikte döneminin en önemli yayınları arasında yerini alan bu kitapta Theodore Reinach’ın antropolojik katkıları da yer aldı. Dünyanın dört bir tarafından arkeologların gözü kulağı Sayda’daki lahitlerde, bu keşiflerin arka planını anlatan Osman Hamdi Bey’in raporundaydı.

Tesadüfen bulundu

Peki hikâye nasıl başlamıştı? Osman Hamdi Bey raporun daha ilk satırlarında en başa dönüyor ve 1887 yılında eski adı Sidon olan Sayda’nın Ayaa diye bilinen bölgesinde bir arazinin sahibi olan Mehmet Şerif Efendi’ye uzanıyor süreç. Mehmet Şerif Efendi, yerel makamlar tarafından verilen bir izinle arazisinden inşaat taşı çıkarmak için çalışmalara koyuluyor. Fakat tarih 2 Mart 1887’yi gösterdiğinde ilginç bazı buluntulara rastladığını duyuruyor resmi makamlara. Sayda Kaymakam’ı Sadık Bey’e dibinde mezar olabilecek bir kuyuyu keşfettiğini söylüyor.

Görev II. Abdülhamid’den

“İmparator hazretleri sultan bana, Sayda’da keşfedilen kıymetli eserleri çıkartmak, onları İstanbul’daki bir devlet binasına naklettirmek ve aynı bölgede -eğer yapıldıysa- diğer kazı çalışmalarını yürütmek üzere oraya gitme görevini tevdi etti.”

Soluğu olay yerinde alan kaymakam ve heyeti zeminin üstünde, kuyunun doğu çeperinde biri yontularla süslenmiş iki lahit barındıran bir mezar odasının içinin göründüğü bir delik fark ediyor. Derhal resmi yazışmalar başlıyor ve bu heyecanlı gelişme II. Abdülhamid’e bildiriliyor. Padişah, olup bitenleri yerinde incelemek için Osman Hamdi Bey’i görevlendiriyor. İşte bu yayına konu olan serüven de böyle başlıyor. Osman Hamdi Bey, “Sidon Kral Mezar Kazısı” adını verdiği raporu beş bölüme ayırmış. İlk bölüm “Kazıların Mevkisi”nde kazı alanının adeta yapı arkeolojisini çıkarıyor ve lahitleri bütün yönleriyle mercek altına alıyor. İkinci bölümde ise hazırlık çalışmalarını izliyoruz. 1 Mayıs günü kuyulara inmek için merdivenler hazırlanıyor, bölgede çalışacak işçiler istihdam ediliyor. İlk bulgulara göre lahitlerin üzerinde yer alan semboller incelenmeye başlanıyor. Osman Hamdi Bey’in dili o kadar etkileyici ki bir polisiye roman okuduğunuzu hissediyorsunuz sayfalar ilerledikçe…

Dualarla çıkarıldı

“Sayda’da yapılan güzel keşfin haberi hemen her yerde duyulmuştu. Seyyahlar ve Sayda sakinleri hakiki bir müzeye dönüşmüş bu bahçeye akın ediyordu. Herkes bu sanatsal mucizeleri görmek, uzun uzun seyretmek istiyordu.”

16 Mayıs’ta öğleden sonra saat dörtte lahitlerin çıkarılması için düğmeye basılıyor. İlk gün 11 numaralı insan biçimli lahdi çıkarmakla yetiniyor ekip zira çok kolay bir operasyon olmuyor bu… Osman Hamdi Bey, 1.80 metre yüksekliğindeki mezar odasından 2.87 metre boyunda, 1.56 metre genişliğindeki bu kapağı indirmenin zorluğundan bahsediyor satırlarında. Lahitlerin çıkarılma serüvenini okurken Osman Hamdi Bey’in titizliğine de tanık oluyoruz. İşçilere ellerini iyice yıkattırdığını not düşüyor rapora. Aynı zamanda Müslüman ve Hristiyan işçilerin çok ağır bir nesneyi çıkarırken Tanrı’dan ve bütün azizlerden yardım dilediğini… Gün yüzüne çıkan lahitlerin kesit ve ölçek planları, kapakla beraber yükseklikleri, yan çeper kalınlıkları da bizzat Osman Hamdi Bey tarafından ölçülüyor. Kabartmaların arkeoloji ve sanat açısından önemine de temas ediyor fakat tevazu ile bu incelemeyi uzmanlarına bıraktığını belirtiyor. Dördüncü bölüm ise meşhur “Tabnit Lahdi”ne ayrılmış. Tabnit Lahdi’ni çıkarmanın ilk önemli seferi olduğunu, noksan olan bir pratiği inşa ettiklerini belirtiyor Osman Hamdi Bey. Beşinci bölümde ise Bahriye Nezareti tarafından lahitlerin İstanbul’a taşınması için temin edilen Asir buharlı gemisiyle yolculuk başlıyor.

Arkeolojinin arkeolojisi

Rapor, bölge haritaları ve çizimlerle zengin bir görsellik de sunuyor. Dr. Gaillardot’un 1864 tarihli çizimi olan Sayda Planı (Sidon) ve çevresi, yer altı mezar planları, Ağlayan Kadınlar Lahdi’nin plan ve kısımlarıyla mimari detayları, Likya Lahdi, Satraplar Lahdi, Büyük Lahit, Sidon Kralı Tabnit’in Lahdi oldukça kapsamlı görsel incelemeleriyle raporu tamamlıyor. Bu rapor, yönetmen koltuğunda Osman Hamdi Bey’in yer aldığı bir Sidon belgeseli aslında; bir yönüyle arkeolojinin arkeolojisi. Osman Hamdi Bey’in kendi deyimiyle “yaptıklarımızın ve gördüklerimizin yalın anlatımından ibaret” kitapta işini aşkla yapan, heyecanını hiç kaybetmeyen eşsiz bir entelektüeli, bir bilim insanını daha yakından tanıma fırsatı bulacaksınız.

İlk bilimsel yayınlardan

Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü; arkeoloji dünyasındaki yayın eksikliğini gidermek ve arkeoloji dünyasına kapsamlı çalışmalar kazandırmak için hummalı çalışmalar yürütüyor. “Ephesos’un Bulunması”, “Arkeolojik Buluntularıyla Konya Selçuklu Sarayları ve Saray Yaşamı”, “Hitit Diyarı”, “Frig Sanatı” Enstitü’nün peş peşe yayımladığı kitaplardan sadece birkaçı. Arkeolog ve yazar Nevzat Çevik ile “Sidon Kral Mezarı Kazısı”nı konuştuk… Çevik raporun ilk bilimsel arkeolojik raporlar arasında yer aldığını söylüyor: “Osman Hamdi Bey, Türk arkeolojisinin kurucusu. Nemrut Dağı’nda, Lagina’da ve birçok önemli yerde çalıştı fakat bu kazıların en önemlileri Sayda’da gerçekleşiyor. Sidon’da çok güzel kazılar yaptı, lahitleri çıkardı; taşıdı ve sergilemesine vesile oldu. Ve bütün bunları yayına dönüştürdü. Kazısını raporlayıp bilim dünyasına duyurdu. Çok erken bir dönem olmasına rağmen ilk bilimsel yayınlarını da yaptı. Bizim Türk arkeolojisinde en büyük eksikliğimiz yayınlardır. Hepimiz gayret içindeyiz bu konuda. Öyle ki yıllardır kazılan fakat bir tane raporu dahi olmayan yerler var. Kazan kişi ne olup bittiğini sadece kendisi biliyordu fakat artık yayınlar çoğalıyor. O dönemde lahitler dünyanın da ilgisini çekiyor hatta birini almak istiyorlar. Osman Hamdi Bey müsaade etmiyor. Avrupa arkeolojisi de şikâyet eder hatta Osman Hamdi Bey’den. O, Sayda’daki kazıları hemen yayımlayarak muhteşem bir bilimsel işe de imza atmış oldu.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.